Adriyatik’in Kalbi Dubrovnik: Adım Adım Eski Şehir
- 1 gün önce
- 17 dakikada okunur
Dubrovnik, devasa taş surları ve parıldayan mermer sokaklarıyla sizi bir Orta Çağ masalına davet ediyor. Şehir her ne kadar popüler olsa da, doğru bir rotayla bu tarihi dokunun tadını doyasıya çıkarmak mümkün. Kendi deneyimlerime göre pratik bilgilerle Dubrovnik'te neler yapılabiliri anlatmaya başlayayım.
Ulaşım ve Başlangıç Tüyoları Havalimanına indiğinizde hiç düşünmeden shuttle araçlarına yönelebilirsiniz; doğrudan Old Town’a gidiyorlar ve gidiş-dönüş bilet almak oldukça pratik. Şehir içindeki en büyük keşfim ise şu oldu: Eğer o meşhur panoramik manzarayı görmek istiyor ama teleferiğe yüksek ücret ödemek istemiyorsanız, Uber çağırın. Teleferikten çok daha ucuza geliyor ve sizi aynı eşsiz manzaraya ulaştırıyor.
Dubrovnik Pass Almalı mı? Kesinlikle evet! Günlük 40 Euro, 3 günlük ise 50 Euro olan bu kartı almanızı öneririm. Ancak çok önemli bir kuralı unutmayın: Kart ile bir girdiğiniz yere ikinci kez giremiyorsunuz. Planınızı buna göre yapın ve kartın geçmediği noktalar olabileceğini göz önünde bulundurun.
İşte adım adım Dubrovnik rotası:
Pile Kapısı
Dubrovnik'in en etkileyici ve ana giriş noktası olan Pile Kapısı, bu görkemli yapı hakkında bilmen gereken bazı dikkat çekici detaylar:
İki Kapılı Yapı: Pile Kapısı aslında iç ve dış olmak üzere iki bölümden oluşur. Dış kapı 1537 yılında inşa edilmiş Rönesans tarzı bir kemerdir; iç kapı ise Gotik tarzda, çok daha eski (1460) bir yapıdır. 🏰
Asma Köprü: Eskiden her gece güvenlik nedeniyle yukarı çekilen ahşap bir asma köprüye sahiptir. Günümüzde bu köprü sabittir ve altındaki eskiden deniz suları ile dolu olan hendek artık yemyeşil bir bahçeye dönüşmüştür. 🌉
Aziz Blaise: Kapının üzerinde Dubrovnik'in koruyucu azizi Aziz Blaise'in bir heykeli bulunur. Elinde şehrin bir maketini tutarak gelenleri karşılar. 🛡️
Stradun'a Açılan Yol: Kapıdan içeri girdiğinde, seni şehrin en ünlü ve parıldayan caddesi olan Stradun karşılar. Hemen sağında ise meşhur Büyük Onofrio Çeşmesi'ni görebilirsin. ⛲
Şehir Surları
UNESCO listesindeki bu surlar, şehri yaklaşık 2 kilometre boyunca çevreliyor. Pile kapısından giriş yaptıktan sonra şehir surlarına Dubrovnik Pass ile giriş yapabilirsiniz. Turu yine bu noktada bitirip sırasıyla rotaya devam edebilirsiniz.
Adriyatik manzarasını ve turuncu çatıları en iyi buradan izleyebileceğiniz için gezinize sabahın en erken saatlerinde buradan başlamanızı öneririm. Dubrovnikte zaman ayırabileceğiniz tek birşey var dense kesinlikle buna zaman ayırmalısınız derim.
2a. Denizcilik Müzesi
Surların içerisinde gezerken Aziz John Kalesi'nde yer alan bu müze, Dubrovnik’in zengin denizcilik tarihini gözler önüne seriyor. İçeride antik gemi modellerinden denizcilik haritalarına kadar pek çok ilginç parça sizi bekliyor. 1868 yılından Türk Bayrağı olan bir geminin de resmi bulunuyor. Müzeye Dubrovnik Pass ile giriş yapabilirsiniz.

2b. Dulic Masle Pulitika Galerisi
Sanatseverler için surların içinde gizli bir durak olan bu galeri, yerel sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. Modern sanatın tarihi dokuyla harmanlandığı huzurlu bir nokta. Buraya da Dubrovnik Pass ile giriş yapabilirsiniz.
Lovrijenac Kalesi
Dubrovnik’in surları dışında, 37 metre yüksekliğindeki sarp bir kayalığın üzerinde yükselen Lovrijenac Kalesi, şehrin batı girişini denizden gelebilecek saldırılara karşı koruyan en görkemli savunma yapılarından biridir. Kaleye Dubrovnik Pass ile giriş yapabilirsiniz.
Efsaneye göre, 11. yüzyılın başlarında Venedikliler bu stratejik kayalığa bir kale inşa ederek Dubrovnik’i (o zamanki adıyla Ragusa) kontrol altına almayı planlamışlar. Ancak durumu fark eden Dubrovnik halkı, Venedik donanması malzemelerle gelmeden önce sadece üç ay içinde bu kaleyi inşa etmeyi başarmış. Venedikliler vardıklarında kaleyi bitmiş halde görünce geri dönmek zorunda kalmışlar.
Kalenin giriş kapısının üzerinde, Dubrovnik Cumhuriyeti’nin bağımsızlığa verdiği önemi özetleyen meşhur Latince yazı yer alır:
''Non bene pro toto liberts venditur auro''
''Özgürlük, dünyanın tüm altınına bile satılamaz.''
Denize bakan ve saldırı beklenen dış duvarların kalınlığı 12 metreyi bulurken, şehre bakan iç duvarların kalınlığı sadece 60 santimetredir.
Eğer kale düşmanın eline geçerse, şehir surlarındaki toplarla kalenin ince olan iç duvarlarını kolayca yıkıp kaleyi geri alabilmek veya etkisiz hale getirmek için bu şekilde tasarlanmıştır.
Büyük Onofrio Çeşmesi
Dubrovnik’in en ikonik yapılarından biri olan Büyük Onofrio Çeşmesi şehre girenleri karşılayan görkemli bir mühendislik ve sanat harikasıdır. 1438 yılında inşa edilen bu çeşme, sadece bir dekorasyon değil, şehrin hayatta kalmasını sağlayan su sisteminin kalbiydi.
Çeşme, şehirden 12 kilometre uzaklıktaki Šumet bölgesinden gelen suyu şehre ulaştırmak için inşa edilen su yolunun bir parçasıdır. O dönem için bu mesafeden su getirmek olağanüstü bir mühendislik başarısıydı.
İsmini, çeşmeyi ve su sistemini tasarlayan Napolili mimar Onofrio della Cava'dan alır.
Çeşmenin etrafında, suların aktığı 16 adet taşa oyulmuş maske (maskeron) bulunur. Her bir maske birbirinden farklıdır ve ağızlarından su akar.
Orta Çağ'da şehre girenlerin, salgın hastalık riskine karşı şehre adım atmadan önce ellerini bu çeşmede yıkamaları zorunluydu.
Bugün bile çeşmeden akan su içilebilirdir. Özellikle sıcak bir Dubrovnik gününde mataranı doldurmak için en ikonik noktadır. 🥤
Aziz Saviour Kilisesi
Dubrovnik’in Eski Şehir girişinde, Pile Kapısı’ndan adımınızı atar atmaz sizi karşılayan ilk yapılardan biri olan Aziz Kurtarıcı Kilisesi, hem tarihiyle hem de mimarisiyle oldukça özeldir.
1667 yılında Dubrovnik’i yerle bir eden büyük depremden neredeyse hiç hasar almadan kurtulan nadir yapılardan biridir. 1520 yılında yaşanan bir başka deprem sonrası, şehri gelecekteki felaketlerden koruması için Tanrı’ya bir şükran göstergesi olarak inşa edilmiştir. Gotik ve Rönesans tarzlarının harmanlandığı çok zarif bir cepheye sahiptir. Özellikle cephesindeki yuvarlak penceresi (rozet) ve üzerindeki yazıtlar dikkat çekicidir.
Tadilatta olduğu için içine girişler kapalı durumdaydı.
Franciscan Kilisesi, Manastır ve Eczane
Kilisenin Pile Kapısı’na bakan dış cephesinde yer alan Pietà Portali, 1667 yılındaki büyük depremden mucizevi bir şekilde kurtulmuş nadir parçalardan biridir.
1498 yılında Leonard ve Petar Petrović kardeşler tarafından yapılmıştır.
Meryem Ana’nın kucağında ölü İsa’yı tuttuğu bu Gotik şaheser, taş işçiliğinin zirvesidir. Kapının hemen üzerindeki "denge taşına" (maskeron) basıp durmaya çalışan turistleri görmüş olabilirsin; yerel bir efsaneye göre orada dengede kalabilenlerin dilekleri kabul olur.
Manastırın en ünlü özelliği, 1317 yılından beri kesintisiz olarak hizmet veren eczanesidir. Avrupa'nın hala faaliyette olan en eski eczanelerinden biri olarak kabul edilir. Müze bölümünde, bu eski eczanede kullanılan tarihi havanlar, ölçü aletleri, el yazması ilaç tarifleri ve seramik kaplar sergilenmektedir. Dubrovnik Pass ile giriş yapılabilinmektedir.
Manastırın içine girdiğinde seni karşılayan avlu, Dubrovnik'teki en güzel geç Gotik ve Rönesans örneklerinden biridir.
Avludaki çiftli sütunların üzerindeki başlıklar birbirinden farklıdır; üzerlerinde insan yüzleri, hayvan figürleri ve bitki motifleri işlenmiştir. Bu detaylar mimari fotoğrafçılık için eşsiz bir malzemedir.
Manastırın duvarlarında, 1990'lardaki savaş sırasında isabet eden mermilerin izlerini hala görebilirsin; bu da şehrin yakın geçmişine dair hüzünlü bir hatıradır.
Stradun Caddesi
Dubrovnik’in kalbi ve ruhu olan Stradun, sadece bir cadde değil, şehrin tarihinin, sosyal hayatının ve estetik güzelliğinin birleştiği devasa bir açık hava müzesidir.
Stradun, aslında MS 11. yüzyılda Dubrovnik’in kara kısmını ada kısmından ayıran dar bir bataklıktı. Daha sonra bu kanal dolduruldu ve 13. yüzyılda şehrin ana caddesi haline geldi.
"Stradun" kelimesi Venedik kökenlidir ve "büyük cadde" anlamına gelir. Yerel halk ise buraya daha çok "Placa" der.
1667'deki büyük depremden sonra cadde üzerindeki binaların çoğu yıkılınca, şehir yönetimi yeni binaların aynı yükseklikte ve aynı tip cephelere sahip olmasını zorunlu tuttu. Bu yüzden cadde boyunca inanılmaz bir mimari uyum vardır.
Caddenin zemini yüzyıllardır üzerinden geçen milyonlarca insanın ayak izleriyle o kadar aşınmış ve parlamıştır ki, yağmurlu günlerde adeta bir ayna gibi görünür. Fotoğrafçılar için bu "ayna efekti" eşsiz kareler sunar.
Stradun, batıdaki Pile Kapısı ile doğudaki Ploče Kapısı (Liman bölgesi) arasında yaklaşık 300 metre boyunca uzanır.
Caddenin bir ucunda Büyük Onofrio Çeşmesi, diğer ucunda ise daha küçük olan Küçük Onofrio Çeşmesi yer alır. Ayrıca caddenin sonunda saat kulesi ve Aziz Blaise Kilisesi bulunur.
Orlando Sütunu
1418 yılında dikilen bu sütun, efsanevi şövalye Orlando’yu (Roland) zırhı ve kılıcıyla tasvir eder. Efsaneye göre Orlando, 8. veya 9. yüzyılda şehri kuşatan Sarazenlere karşı direnerek Dubrovnik’i kurtarmıştır. Bu nedenle sütun, kentin bağımsızlığının bir nişanesi olarak kabul edilir ve her yıl Dubrovnik Yaz Festivali’nin açılışında ünlü "Libertas" (Özgürlük) bayrağı bu sütuna çekilir.
Sponza Sarayı
Gotik ve Rönesans mimarisinin eşsiz bir karışımı olan bu saray, eskiden darphane ve gümrük binası olarak kullanılıyordu. Günümüzde ise şehrin paha biçilemez arşivlerini barındırıyor.
Sponza, geçmişte çok yönlü bir "kamu binası" işlevi görüyordu. Gümrük merkezi, darphane, hazine ve banka olarak kullanıldı. Girişindeki kemerde yer alan şu ünlü Latince yazıt, o dönemdeki ticaret ahlakını özetler:
'' Fallare nostra vetant et falli pondera, mweque pondero cum merce ponderat ipse dues.''
'' Bizim ağırlıklarımız aldatmayı ve aldatılmayı yasaklar. Ben malları tartarken, Tanrı da beni tartar.''
Bugün bina, dünyanın en değerli arşivlerinden biri olan Dubrovnik Devlet Arşivi'ne ev sahipliği yapıyor. 1022 yılına kadar uzanan el yazmaları, fermanlar ve diplomatik belgeler burada korunur. Tarihçiler ve araştırmacılar için paha biçilemez bir kaynaktır.
Sarayın bir bölümü, 1991-1995 yılları arasındaki savaşta şehri savunan ve hayatını kaybedenler anısına ayrılmıştır. Sponza’nın tarihi dokusuyla birleşen bu modern anma alanı, şehrin direniş ruhunu yansıtır.
Saat Kulesi
Stradun’un sonunda, Luža Meydanı’nda tüm heybetiyle yükselir. 31 metre yüksekliğindedir.
Kulenin en meşhur sakinleri, çanı tokmaklarıyla çalan iki bronz figürdür. Halk arasında "Zelenci" (Yeşil Adamlar) olarak bilinen bu figürlerin isimleri Maro ve Baro’dur.
Zamanla oksitlenip yeşile döndükleri için bu ismi almışlardır. Bugün kulede gördüklerin kopyadır; 15. yüzyıldan kalma orijinal bronz figürleri bir önceki durak olan Sponza Sarayı'nın avlusunda görebilirsin.
Kulenin tepesindeki devasa bronz çan, 1506 yılında ünlü döküm ustası Ivan Krstitelj Rabljanin tarafından yapılmıştır. İki tonun üzerindeki ağırlığıyla bu çan, sadece zamanı değil, yangın veya kuşatma gibi acil durumları da şehre duyurmak için kullanılırdı.
Kule sadece saati göstermekle kalmaz, aynı zamanda estetik bir astronomik saattir.
Kulenin orta kısmında, o döneme göre oldukça yenilikçi bir yöntemle saati rakamlarla gösteren bir panel bulunur.
Saatin hemen altında, ayın o anki evresini gösteren metalik bir küre yer alır.
Orijinal kule 1444 yılında inşa edilmiştir. Ancak 1667 depreminden sonra kule zamanla eğilmeye başlamış (Dubrovnik'in Pisa Kulesi gibi!) ve çökme tehlikesi yaratmıştır. Güvenlik nedeniyle 1928'de yıkılmış, 1929'da orijinal planlarına sadık kalınarak tamamen yeniden inşa edilmiştir.
Küçük Onofrio Çeşmesi
Saat Kulesi’nin hemen yanında saklı üzerinde sürekli güvercinleri görebileceğiniz bir çesme. Büyük olanı heybetiyle büyülerken, bu küçük olanı detaylarındaki işçilikle büyüler.
1440-1442 yılları arasında yine Napolili mimar Onofrio della Cava tarafından tasarlanmıştır. Şehre su getiren o meşhur su sisteminin son noktalarından biridir. Büyük çeşme şehre ana girişi temsil ederken, bu çeşme Luža Meydanı’ndaki pazara su sağlamak için yapılmıştır.
Büyük Onofrio Çeşmesi depremde süslemelerinin çoğunu kaybetmiş olsa da, Küçük Onofrio orijinal Rönesans ve Gotik detaylarını çok daha iyi korumuştur.
Çeşmenin sekizgen havuzunun etrafında diz çökmüş çıplak çocuk figürleri (putti) ve yunus kabartmaları bulunur. 🐬
Eskiden meydandaki pazar yerinde alışveriş yapanlar ve hemen yanındaki ana muhafız binasında (Main Guard) nöbet tutan askerler suyunu buradan içerdi. Bugün hala aktif bir çeşmedir ve Dubrovnik'in tertemiz suyundan burada da tadabilirsiniz.
Aziz Blaise Kilisesi
Dubrovnik’in her köşesinde heykelini göreceğin, şehrin ebedi koruyucusu ve hamisi olan Aziz Blaise Kilisesi, Luža Meydanı’nın en görkemli yapılarından biridir. 1667 depreminde ve sonrasındaki yangında mucizevi şekilde hayatta kalan heykeliyle ünlü bu barok şaheser.
Bugün gördüğümüz kilise, aslında aynı noktada bulunan 14. yüzyıldan kalma bir Romanesk kilisenin yerine yapılmıştır. Eski kilise 1667 büyük depreminden sağ çıksa da, 1706’daki büyük bir yangında tamamen yok olmuştur.
Kilisenin ana sunağında yer alan Aziz Blaise Heykeli, Dubrovnik’in en değerli hazinesidir.1706 yılındaki yangında kilisenin içindeki her şey yanarken, bu gümüş heykel mucizevi bir şekilde hiç zarar görmeden kurtulmuştur.
Aziz Blaise, elinde Dubrovnik’in bir maketini tutar. Bu maket, 1667 depreminde yıkılan şehrin orijinal (deprem öncesi) halini gösterdiği için tarihçiler ve mimarlar için paha biçilemez bir kaynaktır.
Kilisenin önündeki geniş merdivenler, meydandaki sosyal hayatın izlenebileceği bir "teras" gibidir. Cephedeki heykeller ve barok süslemeler, gün boyu ışığın yönüne göre farklı gölge oyunları yaratır.
Rektör Sarayı
Buraya Dubrovnik Pass ile giriş yapabilirsiniz. Şehri yöneten rektörün hem evi hem de devletin yönetim merkeziydi.
Sarayın mimarisi, şehrin başından geçen talihsizliklerin (barut patlamaları ve depremler) bir özetidir. Bu yüzden Gotik, Rönesans ve Barok stillerinin büyüleyici bir karışımını sunar.
Cephedeki sütun başlıkları, Orta Çağ taş işçiliğinin en zarif örneklerini sergiler.
Sarayın girişinde, meclis salonuna giden kapının üzerinde Latince şu ünlü söz yazar:
''Obliti privatorum publica curate"
''Özel işlerinizi unutun, kamu işlerine odaklanın.''
Rektör olmak o dönemde pek de "keyifli" bir iş değildi. Rektör sadece bir aylığına seçilirdi ve bu süre boyunca saraydan dışarı çıkması yasaktı (sadece resmi törenler hariç). Ailesini yanına alamazdı; tüm zamanını devlet işlerine ve kararlara adamak zorundaydı. Bu, gücün tek bir kişide toplanmasını engelleyen dâhice bir sistemdi. 🛡️
Buradaki akustik o kadar kusursuzdur ki, her yıl düzenlenen Dubrovnik Yaz Festivali'nin en prestijli klasik müzik konserleri bu avluda gerçekleşir.
Eski Liman
Nostaljik teknelerin salındığı, etrafındaki restoranlarla keyifli bir mola yeri. Şehrin denizle buluştuğu en romantik noktalardan biri burası.
Liman, sadece gemilerin yanaştığı bir yer değil, aynı zamanda şehrin savunma sisteminin ayrılmaz bir parçasıydı.
St. John Kalesi Limanı denizden gelecek saldırılara karşı koruyan devasa bir kaledir. Eskiden, düşman gemilerinin girmesini engellemek için bu kaleden karşı kıyıya devasa bir demir zincir gerilirdi.
Kaše Dalgakıranı: Limanın tam ortasında, dalgaları kırmak ve denizi sakinleştirmek için 15. yüzyılda inşa edilmiş bir dalgakıran bulunur.
Limanın hemen yanında yer alan kemerli yapılar (Arsenal), eskiden Dubrovnik Cumhuriyeti’nin ünlü kadırgalarının inşa edildiği ve onarıldığı tersanelerdi. Bugün bu kemerli bölümler restoran ve kafe olarak hizmet veriyor, ancak tarihi dokusu hala hissediliyor.
Günümüzde Eski Liman, daha çok turistik amaçlı kullanılıyor. Hemen karşıdaki efsanevi Lokrum Adası'na giden tekneler buradan kalkar. Ayrıca sahil boyunca dizilen küçük ahşap tekneler, bölgeye karakteristik bir balıkçı kasabası havası katar.
Dubrovnik (Riznica) Katedrali
Dubrovnik Katedrali'nin içinde yer alan Riznica (Katedral Hazinesi), Adriyatik kıyısındaki en değerli ve zengin koleksiyonlardan biri olarak kabul edilir. Paskalya tatilinden dolayı bu eserleri ziyaret edemedik.
Aziz Blaise’in Kutsal Emanetleri ✨: Hazinenin en önemli parçaları, şehrin koruyucu azizi olan Aziz Blaise'e aittir.
Altın Baş Rölikeri: 11. yüzyıldan kalma, Bizans tarzı mine işçiliği ve mücevherlerle süslenmiş bu taç şeklindeki röliker, azizin kafatasını barındırır. Kuyumculuk sanatının zirvesi olarak görülür.
Kol ve Bacak Rölikerleri: Azizin diğer uzuvları için yapılmış, altın ve gümüş işçiliğiyle bezenmiş heybetli parçalar da burada sergilenmektedir.
Hazine dairesi toplamda 132 adet röliker (kutsal emanet sandığı) barındırır.
Yerel ve Uluslararası İşçilik: Koleksiyonda Dubrovnikli usta kuyumcuların yanı sıra Venedikli ve Bizanslı sanatçıların elinden çıkmış eserler bulunur.
Hazine sadece metal işçiliğiyle sınırlı değildir. İçeride dünyaca ünlü ressamların eserleri de yer alır:
Raphael’in "Madonnası": Katedralin ana sunağında veya hazine bölümünde sergilenen bu tablo, koleksiyonun en nadide parçalarındandır.
Ayrıca Titian ve diğer İtalyan ustaların dini temalı eserlerini görmek mümkündür.


Gundulic Meydanı
Meydanın en belirgin özelliği, her sabah kurulan açık hava pazarıdır. Yerel üreticilerin getirdiği taze meyveler, sebzeler, zeytinyağları, bal, kurutulmuş lavantalar ve Dubrovnik'e özgü atıştırmalıklar burayı tam bir renk cümbüşüne çevirir.
Meydana adını veren, Dubrovnik’in en büyük Barok şairi Ivan Gundulić'in heykeli tam merkezde yer alır. Heykelin kaidesindeki bronz rölyefler, Gundulić'in ünlü eseri "Osman"dan sahneleri tasvir eder. Bu kısım ilginç, bu eser Genç Osman'ın hikayesini ve Müslüman Osmanlı İmparatorluğu ile Hristiyan Avrupa arsındaki güç mücadelesini de anlatıyormuş.
Cizvit Merdivenleri
Gundulić Meydanı'nın hemen sonunda yükselen Cizvit Merdivenleri, Dubrovnik'in en çok fotoğraflanan ve son yıllarda dünya çapında en çok tanınan noktalarından biridir.
1738 yılında inşa edilen bu merdivenler, Romalı mimar Pietro Passalacqua tarafından tasarlanmıştır. Tasarımıyla Roma'daki meşhur İspanyol Merdivenleri'ne (Piazza di Spagna) büyük bir benzerlik gösterir.
Dünya çapındaki popülerliğini büyük ölçüde Game of Thrones dizisine borçludur. Cersei Lannister'ın o meşhur "Walk of Shame" (Utanç Yürüyüşü) sahnesi tam olarak bu merdivenlerde çekilmiştir. Bugün basamakların başında "Shame!" diye bağıran turistlere rastlaman oldukça muhtemeldir.
Merdivenleri tırmandığında seni karşılayan yapı Aziz Ignatius Kilisesi'dir.
Doğa Tarihi Müzesi
Adriyatik Denizi’nin ve bölgenin biyolojik çeşitliliğine ışık tutan bu müze, çocuklu aileler için de keyifli bir durak. Bölgedeki flora ve fauna hakkında detaylı bilgi edinmek mümkün.
Müzenin temelleri 1872 yılına dayanır. Eczacı ve gemi sahibi Antun Drobac'ın özel koleksiyonunun bağışlanmasıyla "Museo Patrio" adıyla kurulmuştur. Müzenin girişinde Antun Drobac’ın bir büstünü görebilirsin.
Müze dört kata yayılmıştır ve özellikle Adriyatik Denizi’ne özgü türler konusunda çok zengindir.
Müze toplamda 10 farklı branşta koleksiyon barındırır: Yumuşakçalar, mineraller, deniz algleri, fosiller, kuşlar, yengeçler, balıklar, memeliler, amfibiler ve sürüngenler. Özellikle 100 yılı aşkın bir geçmişi olan kuş tahnitleri (taxidermy), döneminin dondurulmuş birer karesi gibidir.

Aziz Ignatius Kilisesi
Cizvit Merdivenleri'nin tepesinde, Dubrovnik'in en yüksek noktalarından birinde yer alır. Roma'daki ünlü "Sant'Ignazio" kilisesinden ilham alınarak inşa edilen bu yapı, hem içindeki sanat eserleriyle hem de huzurlu atmosferiyle büyüleyicidir.
Katolik Kilisesi bünyesinde yer alan İsa Cemiyeti adlı tarikatın üyelerine verilen isimdir. Bu kilise de cizvitlerin kurucusu olan Loyola’lı Aziz Ignatius'a adanmıştır.
Kilisenin içine girdiğinde seni en çok etkileyecek olan şey, ana sunak ve kubbe çevresindeki fresklerdir. Sicilyalı ressam Gaetano Garcia tarafından 1735-1738 yılları arasında yapılan bu eserler:
Barok sanatının "trompe l'oeil" (göz aldatmacası) tekniğini kullanarak düz yüzeyleri derinlikli ve gökyüzüne açılıyormuş gibi gösterir.
Freskler, azizin hayatından ve Cizvit tarikatının misyonlarından sahneler içerir.
Kilisenin içinde, 1885 yılında inşa edilmiş olan ve Lourdes Meryem Ana'ya adanan yapay bir mağara (grotto) bulunur. Bu, Avrupa'daki bu türden en eski örneklerden biri olarak kabul edilir ve kilisenin içine mistik bir hava katar.
Etnografya Müzesi
Dubrovnik’in en ilginç binalarından birinde yer alan Etnografya Müzesi şehrin sadece görkemli saraylardan ibaret olmadığını, halkın günlük yaşamını ve emeğini anlatan çok özel bir yerdir.
Müze, 16. yüzyılda inşa edilmiş olan "Rupe" adlı eski tahıl ambarında yer alır. "Rupe" kelimesi Hırvatça "delikler" anlamına gelir.
Binanın zemininde, kayaya oyulmuş 15 adet devasa kuyu (silo) bulunur. Bu kuyular, Dubrovnik Cumhuriyeti’nin olası bir kuşatma veya kıtlık durumunda şehri besleyebilmesi için tonlarca tahılı (yaklaşık 1500 ton) serin ve kuru tutacak şekilde tasarlanmıştır.
El işçiliğiyle hazırlanan, bölgeden bölgeye farklılık gösteren (Konavle, Mljet vb.) rengarenk geleneksel kostümler sergilenir.
Eski zeytinyağı presleri, dokuma tezgahları ve tarım aletleri üzerinden bölgenin ekonomik tarihi anlatılır.
Eski Şehir'in biraz daha yüksek ve sessiz bir kısmında (Od Rupa sokağı) yer aldığı için turist kalabalığından bir nebze uzaklaşmanı sağlar. Müzenin üst katlarındaki pencerelerden, şehrin teraslarına ve meşhur turuncu çatılarına doğru çok güzel manzaraları yakalayabilirsin.
Aziz Joseph Kilisesi

Dubrovnik’in o meşhur ızgara planlı dar sokaklarından birinde saklı olan Aziz Joseph Kilisesi, şehrin en mütevazı dini yapılarından biridir. Stradun’dan (ana cadde) kuzeye doğru çıkan ve kiliseyle aynı adı taşıyan Svetog Josipa sokağında yer alır.
Orijinal kilise (Aziz James’e adanmış olan yapı) depremde tamamen yıkılmıştır. Mevcut yapı, 1668 yılında, depremden hemen sonra barok tarzda inşa edilmiştir.
Kapısının üzerindeki küçük bir niş içinde Aziz Joseph’in bir heykeli bulunur.
Sırp Ortodoks Kilisesi ve Müzesi
Dubrovnik'in o meşhur turuncu çatılı binalarının arasında, barok ve gotik dokunun ortasında yükselen Sırp Ortodoks Kilisesi (Kutsal Müjde Kilisesi) ve onun bitişiğindeki müze, şehrin çok kültürlü geçmişinin en önemli duraklarından biridir.
Diğer birçok Dubrovnik yapısının aksine, bu kilise nispeten "yeni" sayılır. 1877 yılında, Ortodoks cemaatinin talebiyle inşa edilmiştir.
Kilisenin hemen yanında yer alan müze (Ortodoks Müzesi), 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar uzanan geniş bir ikona koleksiyonu barındırır.
War Photo Limited
Dünya genelindeki savaş fotoğraflarının sergilendiği, sarsıcı ama bir o kadar da etkileyici bir galeri. Dubrovnik Pass ile girişte %20 indirim alabileceğiniz bu yer, size barışın önemini bir kez daha hatırlatacak.
Galeri, Yeni Zelandalı foto muhabiri Wade Goddard tarafından kurulmuştur. Goddard’ın amacı, savaşın yıkıcılığını ve insani boyutunu, estetik kaygılardan ziyade gerçeği tüm çıplaklığıyla anlatan kareler aracılığıyla göstermektir. Burası bir müzeden ziyade, izleyiciyi sarsmayı ve düşündürmeyi hedefleyen bir sergi alanıdır.
Yugoslavya'nın Sonu Galerinin üst katında yer alan kalıcı sergi, 1990’larda yaşanan Yugoslavya İç Savaşı’na (Vatanseverlik Savaşı) odaklanır. Bu bölüm, Dubrovnik kuşatması da dahil olmak üzere bölgedeki çatışmaları, dönemin en önemli foto muhabirlerinin objektifinden kronolojik ve tematik olarak sunar. Şehrin bugün gördüğümüz huzurlu halinin arkasındaki yakın tarihi anlamak için kilit bir noktadır.
Galerinin giriş katı, dünyanın farklı bölgelerindeki güncel çatışmalara ayrılmıştır. Burada Orta Doğu’dan Afrika’ya, Ukrayna’dan Orta Asya’ya kadar pek çok farklı bölgedeki insani krizleri konu alan geçici sergiler düzenlenir. Dünyanın en iyi savaş fotoğrafçılarının (Goran Tomašević, Ron Haviv gibi) eserleri sık sık burada sergilenir.
War Photo Limited, "savaş fotoğrafçılığı"nın sadece birer görüntü değil, aynı zamanda tarihi birer belge ve adalet arayışı olduğunu vurgular. Sergilenen fotoğraflar genellikle geniş formatlıdır ve izleyiciyle doğrudan bir bağ kuracak şekilde yerleştirilmiştir. Fotoğrafların yanındaki açıklamalar, olayın bağlamını anlamak için yeterli bilgiyi sağlar ancak asıl odak her zaman görüntünün kendisindedir.
Prijeko Sokağı
Ana cadde Stradun'a paralel uzanan Prijeko Sokağı şehrin en karakteristik ve canlı noktalarından biridir.
Prijeko denince akla ilk gelen şey, yan yana dizilmiş onlarca restorandır. Sokağın her iki tarafında masaların dışarı taştığı, deniz ürünleri ve yerel Dalmaçya mutfağının kokularının birbirine karıştığı bir atmosfer hakimdir.
Dubrovnik'in 1272 tarihli şehir planına dayanan bu sokak, kuzeydeki dik yamaçlara tırmanan merdivenli sokaklarla ana caddeyi birbirine bağlayan bir damar gibidir.
Sokak oldukça dardır ve binalar yüksektir. Bu yapı, yazın en sıcak saatlerinde bile doğal bir serinlik ve gölge sağlar.
Sokak üzerinde, 15. yüzyıldan kalma bir saray olan ve günümüzde Prijeko Palace olarak hizmet veren bina gibi çok değerli yapılar bulunur. Bu bina, restore edilmiş cephesi ve terasındaki Stara Loza restoranıyla sokağın estetiğine büyük katkı sağlar.
Sokak boyunca sadece yemek mekanları değil, küçük sanat galerileri ve yerel tasarım dükkanları da bulunur.
Aziz Nicholas Kilisesi

Dubrovnik’in dar sokakları arasında saklı kalmış, mütevazı ama tarihi derinliği olan Aziz Nicholas Kilisesi, şehrin en eski dini yapılarından biri olarak özel bir yere sahiptir.
Dubrovnik'in en eski kiliselerinden biri kabul edilir. Mevcut yapının büyük bir kısmı 16. yüzyılda yeniden inşa edilmiş olsa da, çekirdek yapısı çok daha eskilere dayanır.
Giriş kapısının (portal) üzerinde Aziz Nicholas’ın küçük ama dikkat çekici bir heykeli bulunur. Bir denizci şehri olan Dubrovnik için bu heykel büyük anlam taşır.
Aziz Nicholas, denizcilerin, tüccarların ve gezginlerin koruyucu azizidir. Adriyatik’in en güçlü deniz ticaret merkezlerinden biri olan Dubrovnik’te, sefere çıkmadan önce denizcilerin buraya uğrayıp dua etmesi bir gelenek olmuş.
Aziz Sebastian Kilisesi
Dubrovnik’in doğu girişinde, Ploče Kapısı’na ve görkemli Dominik Manastırı’na çok yakın bir noktada yer alan Aziz Sebastian Kilisesi daha mütevazı ama mimaridedir.
1466 yılında inşa edilen bu kilise, bir "adak" (votive) kilisesidir. O dönemde Avrupa’yı kasıp kavuran veba salgınından korunmak amacıyla, salgın hastalıkların koruyucusu kabul edilen Aziz Sebastian’a ithafen yapılmıştır. Dubrovnik halkı, şehri bu büyük felaketten koruması için bu kiliseyi inşa ederek azize sığınmıştır.
Dominikan Manastırı
Dışarıdan oldukça sade görünen bu kompleks, içerisinde muazzam bir sanat koleksiyonu ve huzurlu bir manastır bahçesi barındırıyor. İçerideki kütüphane Avrupa’nın en değerli arşivlerinden birine sahip.
Dairesel merdivenli giriş (DSC_2435), manastırın en ikonik bölümüdür. Manastır, dışarıdan bakıldığında yüksek ve kalın duvarları nedeniyle bir kaleyi andırır. Bunun sebebi, binanın şehrin savunma hattının (surların) stratejik bir parçası olarak tasarlanmış olmasıdır.
Manastırın kalbi, 15. yüzyılda inşa edilen iç avlusudur. Ortadaki portakal ağaçları, kuyu ve sütunlu kemerler; huzur verici bir simetri oluşturur.
Buraya da maalesef Paskalya tatilinden dolayı giriş yapamadık.
Aziz Luke Kilisesi
Kilisenin ana giriş kapısının hemen üzerinde, nişler içinde üç önemli figür yer alır. Soldan sağa bu isimler şunlardır:
Aziz Dominik Kilisenin, hemen yanındaki devasa Dominik Manastırı ile olan tarihi ve ruhani bağını temsil eder. Elinde genellikle bir kitap veya tarikatın sembollerini tutar.
Aziz Luka Kilisenin hamisidir. Orta çağda Dubrovnik'teki zanaatkarlar ve ressamlar loncası ( brotherhood) tarafından bu kilise ona adanmıştır.
Aziz Blaise Dubrovnik'in koruyucu azizidir. Şehrin her köşesinde olduğu gibi burada da şehri ve denizcileri korumak için oradadır. Elinde genellikle şehrin bir maketini tutar.
Müjde Şapeli ( Chapel of Annunciation )
Aziz Luke Kilisesi'nin hemen yanında bulunuyor.
Kapının üzerindeki üçgen alınlıkta gördüğün o dua eden melek, Müjde (Annunciation) sahnesini temsil eder. Cebrail'in Meryem Ana'ya İsa'nın doğumunu müjdelemesini simgeler.
Kırmızı ve sarı camlı o dairesel pencere (gül pencere), Rönesans döneminin ışık ve geometriye verdiği önemi yansıtır.
Sol tarafta güllerle gördüğümüz o meşhur heykel, şapelin artık aktif bir kilise olmaktan ziyade bir adak ve huzur noktası olarak kullanıldığını gösterir. Halk hala buraya gelip bu heykelin önünde mum yakar.
Ploce Kapısı
Dubrovnik'in doğu girişini temsil eden Ploče Kapısı, şehrin savunma mimarisinin en stratejik noktalarından biridir. Batıdaki Pile Kapısı kadar süslü olmasa da, askeri açıdan çok daha güçlü ve heybetli bir yapıya sahiptir.
Ploče Kapısı, güvenlik gerekçesiyle iç ve dış olmak üzere iki bölümden oluşur:
İç Kapı: 14. yüzyıldan kalma, üzerinde şehri koruyan Asimon Kulesi yükselir.
Dış Kapı: 1628 yılında mimar Mihajlo Hranjac tarafından inşa edilmiştir. Daha geniş bir kavisli yapıya sahiptir ve doğrudan Revelin Kalesi'ne bağlanır.
Kapıya ulaşmak için iki köprüden geçmek gerekir:
Taş Köprü: 15. yüzyılda ünlü mimar Paskoje Miličević tarafından tasarlanmıştır.
Asma Köprü: Eskiden dış kapı girişinde, geceleri güvenlik amacıyla yukarı çekilen ahşap bir asma köprü bulunurdu. Bugün bu köprünün mekanizmalarını ve yapısını hala görebilirsin.
Bu kapının da hemen üzerinde, Dubrovnik'in koruyucu azizi olan Aziz Blaise'in taş heykeli var. Elinde Dubrovnik şehrinin bir maketini taşımaktadır.
Lazareti (Karantina)
Ploče Kapısı'nın hemen dışındaki o uzun, taş binalar serisi olan Lazareti (Karantina), Dubrovnik'in tıp ve halk sağlığı tarihindeki devrimci rolünün en somut kanıtıdır.
Dubrovnik (o zamanki Ragusa Cumhuriyeti), 1377 yılında dünyadaki ilk karantina kanununu çıkaran şehirdir. Veba ve diğer salgın hastalıkların şehre girmesini engellemek için gemilerin ve kervanların şehre girmeden önce belirli bir süre (başlangıçta 30 gün olan trentina, sonra 40 güne çıkarılan quarantena) izole edilmesini zorunlu kılmışlardır.
Bugün görünen bu büyük taş kompleks, 1590-1642 yılları arasında inşa edilmiştir.
Kompleks, her biri kendi avlusuna sahip 10 adet bitişik salondan (nave) oluşur. Bu yapı, farklı grupların (farklı gemilerden gelen yolcuların veya farklı kervanların) birbirine karışmadan ayrı ayrı izole edilmesini sağlayacak şekilde tasarlanmıştır.
Şehir surlarının hemen dışında ama surlara çok yakın bir konumdadır. Bu sayede hem şehre yakın tutulup ticaret kontrol edilmiş, hem de hastalık fiziksel olarak surların dışında bırakılmıştır.

Buza Kapısı
Dubrovnik’in kuzey surlarında yer alan Buža Kapısı, şehrin en genç ama bir o kadar da pratik giriş noktalarından biridir. Pile ve Ploče kapılarının aksine orta çağdan kalma değil, çok daha yakın bir geçmişe sahiptir.

Buža Kapısı, Dubrovnik'in Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yönetimi altında olduğu 1907-1908 yıllarında açılmıştır. Kapının açılma amacı, surların kuzeyindeki yerleşim yerlerinde yaşayan askerlerin ve halkın Eski Şehir'e (Old Town) daha kolay erişimini sağlamaktı. Bu yüzden diğer kapılar gibi savunma amaçlı değil, tamamen erişilebilirlik odaklıdır.
"Buža" kelimesi yerel lehçede "delik" anlamına gelir. Surların masif yapısı içinde sonradan açılan küçük ve sade bir geçit olduğu için halk arasında bu isimle anılmaya başlanmıştır.
Kapı, Eski Şehir'in en yüksek noktalarından birinde, Iza Grada sokağı üzerinde yer alır.
Bu kapıdan şehre girmek demek, Prijeko Sokağı üzerinden Stradun’a inen yüzlerce basamağı göze almak demektir. Çıkarken biraz yorucu olabilir ancak aşağı inerken sunduğu dar sokak manzaraları eşsizdir.
Arabasını surların dışındaki otoparka bırakanlar veya teleferik bölgesinden gelenler için en kısa giriş yoludur.
Teleferik ile Srd Tepesi
Dubrovnik’in o meşhur turuncu çatılarını ve Adriyatik’in sonsuz maviliğini kuş bakışı görmek istiyorsan, Srđ Tepesi kesinlikle gidilmesi gereken noktalarındandır.
Tepe, ismini Dubrovnik'in eski koruyucusu olan Aziz Sergius'tan (Srđ) alır. Eskiden burası, şehre ismini veren "Dubrava" (meşe ormanı) ile kaplıydı.
Şehrin hemen dışındaki ana istasyondan kalkan teleferik, seni yaklaşık 4 dakikada zirveye ulaştırır.
İlk olarak 1969 yılında açılmıştı (o dönem tüm Adriyatik'teki tek teleferikti). 1990'lardaki savaş sırasında tamamen yıkılmış, 2010 yılında ise modern haliyle yeniden hizmete girmiştir.
Zirvede bulunan devasa beyaz haç, 1935 yılında Brač adasından getirilen taştan yapılmıştır. Savaşta yıkılsa da daha sonra aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir.
Manzaraya karşı bir kahve içmek veya yemek yemek istersen, teleferik istasyonunun hemen yanındaki bu restoran oldukça popülerdir (rezervasyon önerilir).
Teleferik gidiş-geliş 30euro ancak Uber ile tek yön 8 - 10 euro ya gidip inebilirsin.
Eski Şehir Sokakları
Dubrovnik’in Eski Şehri sadece binalardan ibaret değil; her biri farklı bir hikaye anlatan, mermer ve kireçtaşından örülmüş devasa bir labirent gibidir. Şehir, 1272 yılındaki şehir planıyla Avrupa'nın en eski düzenli yerleşimlerinden birine sahiptir.
Kuzey Sokakları (Prijeko tarafı): Bu sokaklar dik bir yokuşla yukarı tırmanır. Yüzlerce basamaktan oluşan bu merdivenli sokaklar (örneğin Buža Kapısı’na çıkanlar), çamaşır iplerinin sarktığı, yerel hayatın en hissedildiği yerlerdir.
Güney Sokakları (Liman ve Katedral tarafı): Daha geniş ve nispeten daha düzdür. Şehrin yönetim merkezleri, saraylar ve büyük dini yapılar genellikle bu kısımdadır.
Sokaklarda yürürken sadece yere veya manzaraya bakmayın, duvarlardaki detaylara odaklanın:
Yağmur Tahliyeleri: Bazı binaların girişlerinde duvara gömülü, ağzı açık garip suratlar (maskeron) göreceksiniz. Bunlar aslında yağmur sularını sokağa akıtan sanatsal tahliye borularıdır.
Daracık Geçitler: Dubrovnik’in en dar sokağı o kadar küçüktür ki, iki kişi yan yana geçmekte zorlanabilir. Bu darlık, yazın kavurucu sıcağında doğal bir serinlik sağlamak için bilerek tasarlanmıştır.












































































































































































Yorumlar