Assos

12/06/2018

- Assos Antik Liman

 

Assos' a geldiğimizde ilk antik limana indik. Burası aslında çok küçük bir bölge ve sit alanı. O yüzden tarihi binalar dışında yeni bir yapı bulunmuyor. Kalabileceğiniz en güzel oteller de bu eski taş binalar. Antik limanda kalabileceğiniz en meşhur yerler Kervansaray, Nazlıhan Otel ve Behram Otel. Bunların dışında Taş Ev Pansiyon da kalınabilinecek temiz yerlerden. Bunların dışında ahşaptan yapılmış pansiyonlar bulunuyor.  Ayrıca kamp alanları da bulunuyor. Çadır kurmak isteyenler için yer kiralıyorlar. Hemen hemen hepsinin önünde kendisine ait iskeleleri var.  Antik Liman'ın en büyük sıkıntılarından birisi araçla gidecekler için dar sokağı ve park yeri. 

 

Antik limanda restaurantların hepsinde her zaman taze balık bulabilirsiniz. Taş otellerin restaurantları daha pahalı ancak pansiyonlarda da yemekler temiz ve lezzetli. Yanınıza palet, gözlük ve şinorkel almanızı öneririz. Deniz envai çeşit balık ile dolu. Şansıma karşıma bir ahtapot bile çıktı. 

 

- Kadırga Koyu 

Assos antik limana çok yakın kadırga koyu daha geniş bir sahile sahip. Burası da daha küçük pansiyonlar ile dolu. Ancak antik limandaki denizden sonra su daha bulanık gözüküyor. 

 

 

 

 

- Sivrice Koyu

Antik limanın bir yanında kadırga koyu, diğer yanında da sivrice koyu bulunuyor. Sivrice'ye tepeden inen yoldan manzara çok güzel. Sivrice'de de antik limandaki gibi ahşap iskeleler bulunuyor ve yine benzer pansiyonlar bulunuyor. Antik Limandan daha uygun fiyat ile konaklamak isteniyorsa kadırga veya sivrice tercih edilebilir. Sivrice'de beyaz yakalıların hayali olan Ege'ye yerleşmeyi gerçekleştirmiş ve çok güzel bir restaurant işleten çift bulunuyor. Etem ile Aslı bu bölgede bulabileceğiniz ve güzel yemekler yiyebileceğiniz bir yer.

 

 

 

 

-Assos Antik Kenti

Assos antik limanın hemen üstünde bulunan tepede, tepenin denize bakan yüzünde kurulmuş, milattan önceye dayanan bir şehir.  Kademe kademe balkonlar şeklinde kurulmuş bir şehir ve limana kadar iniyormuş. Şu anda devam eden kazılar bulunuyor. Antik kente giriş ücretli, müze kart ile giriş yapılabiliniyor. Şehir surları hala gözükür durumda. Tepenin en yüksek noktasında ise Athena Tapınağı kurulmuş.  Tapınak içerisindeki tanrıça heykeli Amerika'lılar tarafından götürülmüş. Şehir içinde bir amfi tiyatro ve agora da bulunuyor. 

 

- Behramkale Köyü

Assos Antik Kenti ile aynı tepeye kurulmuş, Osmanlı döneminden kalma bir köy. Antik Kent denize bakan yamaca kurulmuşken Behramkale köyü ters tarafa kurulmuş. Köyün içerisindeki eski evler pansiyon olarak işletiliyor. Ayrıca köylüler hediyelik eşyalar satıyor. Önemli tarihi eserlerden birisi Hüdavendigar Camii. Biz gittiğimizde cami kapalıydı giriş yapamadık ama önemli kısmı cami duvarlarında gemi resimleri bulunuyormuş. Ayrıca cami kapısı, daha önce şehirde bulunan kilisenin giriş kapısıymış ve üzerindeki yazılar silinmeden camide kullanılmış. 

 

- Yeşilyurt Köyü

Assos ile aynı ilçede bulunan ve Osmanlı döneminden kalmış bir köy. Köy tarihi taş evleriyle ünlü. Yeşilyurt köyü sokaklarında küçük bir gezintiye çıkıyoruz. Köyün ortasında küçük bir meydan bulunuyor. Bu meydandan birbirinden güzel eski taş evlerin olduğu dar sokaklara giriyoruz. Köydeki yerel halk zeytincilik ile geçiniyor. Sokaklardaki çoğu evin önünde zeytin yağı ve zeytin mahsülleri satılıyor. Bir evin kapısının önünden geçerken kafamızı içeriye uzatıyoruz, bizi güler yüzlü bir teyze evine davet ediyor. Evin içi resmen tarihi anlatıyor, bir tarafta teyzeler badem mevsimi olduğu için birbirlerine yardıma gelmişler, badem kırıyorlar. Aynı zamanda evin bir köşesinde birbirinden güzel ev yapımı salça, tarhana, reçel, damla sakızı, badem gibi envai çeşit ürün görüyoruz. Ürünlerin tamamı Canan Teyze ve Aykut Amca'nın elinden yapılmış. Bu güler yüzlü çift bize tüm ürünlerinden ikram edip , bir de yemek sofralarına davet ettiler. Çoğu yerde bulamadığımız bu samimi ve sıcak ortam bizi inanılmaz mutlu etti. Yeşilyurt'a gittiğinizde Örnek Zeytincilik, Canan teyzeyi bulmanızı öneririz. 

 

-Adatepe Köyü

Yeşilyurt köyünden sonra Adatepe köyüne geliyoruz. Osmanlı döneminden kalmış bu köy Yeşilyurt'a göre daha turistik. Yerel halktan daha çok turizmcilerin bulunduğu , eski evlerin pansiyon haline getirildiği şirin bir yer haline gelmiş. Köy meydanında büyük bir çınar ağacı ve çınar ağacının altında çay bahçesi bulunuyor, burada küçük bir mola verip hem köyün muhteşem doğasını izleyip hemde çayınızı yudumlayabilirsiniz. Molamızı verdikten sonra köy sokaklarında gezintiye çıkıyoruz. Dar sokaklar ve restore edilmiş taş evler oldukça büyüleyici.

Köy içerisinde bir taş mektep bulunuyor, mektep hala köy halkı tarafından çeşitli etkinlik ve eğitimler için kullanılıyor. Biz gittiğimizde kadınlara ders veriliyordu. Köyde bir de zeytinyağı müzesi var, müzede zeytinyağının geçmişi ve zeytinyağı çıkarmak için kullanılan taş değirmenler yer alıyor. Müzeden zeytinyağı ve zeytin ürünleri satın alabiliyorsunuz.
 

Adatepe köyünün denize bakan tarafında aynı zamanda mitolojik  bir efsana olan Zeus altarı bulunuyor. Zeus altarının uç kısmında Zeus'un ayak izinin de olduğu düşünülen taş duvarlarla çevrili bir oda bulunuyor. Zeus altarına yürüyerek çıkmak oldukça zor, bu yüzden girişte atlarla sizi yukarıya kadar çıkaran köylüler bulunuyor. Atlarla geze geze tepeye çıkmak , muhteşem doğayı izlemek ve tarihe bakmak oldukça zevkli. Altarın tepesinden  Ege'nin masmavi denizini , Edremit körfezini gözünüz alabildiğince izleyebilirsiniz.

 

-Kaz Dağları, Hasanboğuldu ve Sutüven Şelalesi

Aslında kaz dağları farklı bir sayfada ele alınması gereken büyüklükte ve güzellikle olan bir bölge ancak hemen hemen herkesin ilk öğrendiği yer olan piknik alanları ve hikayesi ile ünlü Hasanboğuldu' ya biz de gidelim dedik. Kaz dağları dünyanın en yoğun oksijenin olduğu bölgelerden birisi.

 

 

 

Hasanboğuldu' ya giderken de fazla beklentilerin içerisine girebilirsiniz ancak beklediğiniz gibi olmayabilir. Daha ilk başta her yerin inanılmaz kalabalık olduğunu göreceksiniz. İnsan yandaki fotoğrafın ormanda sislerin içinden geçen güneş ışınları olmasını isterdi ama gerçek tam tersi. Mangal yapan insanların çıkardığı dumanlar. O kadar yoğunki dünyanın en yoğun oksijeninden eser kalmamış. İnsanlar buldukları her boşluğa araçlarını park etmiş ve heryerde piknik yapıyorlar. Buraya sezon dışında zamanlarda gelmek daha mantıklı olabilir. Neyseki su çok soğuk olduğundan herkes yüzmeye cesaret edemiyor.

 

 

 

 

Aracı bıraktıktan sonra köylülerin satış yaptıkları alandan geçiyoruz ve patikaları takip ederek sutüven şelalesine kadar geliyoruz. Su yaklaşık 12 metre yüksekten düşüyor. Önünde doğal bir havuz oluşmuş. Burada yüzmeyi denemelisiniz. Sutüven şelalesine gelene kadar daha küçük şelalelerin ve havuzların olduğu kısımlar da bulunuyor. 

 

Sutüven Şelalesi'nden yaklaşık 300 metre sonra Hasanboğuldu göleti bulunuyor. Burası ismini bir efsaneden alıyor. Efsaneye göre Hasan ve Emine farklı köylerden iki genç ve aynı pazarda mal satmaya gelip gidiyorlarmış. İkisi burada birbirlerine aşık olmuşlar. Hasan'ın Emine ile evlenebilmesi için 40 kiloluk bir tuz çuvalını şehirden kaz dağlarının yüksek bir noktasında bulunan Emine'nin köyüne kadar taşıması gerekiyormuş. Hasan tuz çuvalını taşımaya başlamış ama belli bir mesafeden sonra artık gücü kalmamış ve suyun içerisinde boğulmuş. Hasan köye gelmeyince Emine onu aramaya çıkmış ve Hasan'a hediye ettiği yazmasını suyun içinde bulmuş. O da Hasan'ın boğulduğu yerde kendisini çınar ağacına asarak intihar eder. Böylece bu göletin adı Hasanboğuldu göleti, çınarın adı da Emine çınarı olmuş. 

 

 

 

 

 

Bu efsane bir yana bu gölet de çok kalabalık olabiliyor. Göletin olduğu yerde kayaların üzerine çıkarak suya atlayan insanlar da oluyor. Su o kadar çok soğuk ki kimsenin uzun süre suyun içerisinde kalması mümkün değil. Bu noktadan daha yukarıya doğru çıkmanıza ve yukarılara doğru ilerlemenize güvenlik görevlileri izin vermiyorlar. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Like
Please reload

İlişkili paylaşımlar;
Please reload